A tree-lined axial avenue at Reggia di Rivalta following the restoration

Historical Geometry Reimagined: Tarihî Bahçelerde Geometriyi Yeniden Düşünmek

Reggia di Rivalta üzerinden aks, perspektif ve çağdaş peyzaj tasarımı üzerine bir değerlendirme.

Bir peyzaj planına yukarıdan baktığımızda geometrisini kolayca okuyabiliriz. Ana akslar, simetrik düzenler, çapraz yollar ve odak noktaları birbirleriyle ilişkili görünür. Ancak aynı alanda yürümeye başladığımızda bu düzenin etkisi değişir.

Bazı doğrultuları hemen fark ederiz. Bazıları yalnızca ilerledikçe ortaya çıkar. Bazen de planda oldukça güçlü görünen bir aks, zeminde beklediğimiz kadar baskın değildir.

Son dönemde tarihî bahçelerin çağdaş peyzaj tasarımında nasıl yorumlandığını araştırırken üzerinde durduğum soru buydu: Tarihî bir geometrinin korunması, onun bugün de aynı biçimde algılanmasını gerektirir mi?

İtalya’nın Reggio Emilia kentindeki Reggia di Rivalta Parkı, bu soruyu değerlendirmek için dikkat çekici bir örnek.

Bir bahçenin birden fazla geçmişi olabilir

Reggia di Rivalta’nın bahçe geçmişi 18. yüzyıla uzanıyor. Este hanedanıyla ilişkili bu alan, yaklaşık 1726’da Barok bahçe anlayışı doğrultusunda düzenlenmeye başladı.

Bugünkü tasarımın tarihsel referanslarından biri, Alfonso Tacoli’nin 1751 tarihli planı. Fakat burada ilginç olan, alanın sonraki yüzyıllar boyunca aynı karakteri korumamış olması.

Barok bahçe düzeninin büyük bölümü zaman içerisinde kaybolmuş, parkın önemli bir kısmı tarımsal kullanıma dönüşmüş.

2025’te tamamlanan çağdaş peyzaj projesi, bu farklı dönemlerin yalnızca birini seçmek yerine aralarındaki ilişkiyi görünür kılmayı amaçlıyor.

Openfabric ve proje ortakları tarafından geliştirilen tasarımda tarihî parterre, mevcut izler, geniş çayır alanları ve yeni kamusal dolaşım sistemi birlikte ele alınıyor.

Bu yaklaşımın değerli olduğunu düşünüyorum. Çünkü tarihî bir alanın kimliği, yalnızca ilk tasarlandığı tarihte oluşmuyor. Sonrasında yaşadığı dönüşümler de o peyzajın parçası hâline geliyor.

Aynı parkta iki farklı geometrik dil

Rivalta’nın çağdaş tasarımında beni en çok düşündüren unsur, formal bahçe ile merkezî çayır alanının farklı biçimlerde organize edilmesi.

Parterre bölümünde simetri belirgin. Gürgen çitleri, geometrik bitki yatakları ve çağdaş olarak yeniden yorumlanan su öğeleri, tarihî bahçe karakterini çağrıştırıyor.

2025’te fotoğraflanan Rivalta Dükalık Sarayı’ndaki geometrik parter
Rivalta’nın geometrik parterre düzeni. Fotoğraf: Parma1983 / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0).

Merkezî parka geçtiğimizde ise bu kontrollü düzen değişiyor.

Geniş çayırları kesen diyagonal yollar, farklı yönlerde yürüyüş ve görüş imkânı sağlıyor. Kesişim noktalarındaki pergolalar, açık peyzaj içinde mekânsal referanslar oluşturuyor. Parkın sınırını takip eden boulevard ise bu alanları birbirine bağlıyor.

İlk bakışta diyagonal yolların tarihî ana aksın görsel hâkimiyetini azalttığı düşünülebilir.

Ben de tasarımı incelerken başlangıçta bu ihtimal üzerinde durdum. Ana aks daha güçlü tanımlansaydı, parkın geometrik organizasyonu daha okunabilir olur muydu?

Fakat proje geçmişini araştırdıkça bu sorunun tek başına yeterli olmadığını fark ettim.

Çünkü diyagonal yollar yalnızca işlevsel bir dolaşım çözümü değil. Merkezdeki açık çayır peyzajıyla birlikte alanın sonraki tarımsal geçmişini de çağdaş tasarımın parçası hâline getiriyor.

Dolayısıyla burada birbirine rakip iki geometriden ziyade, farklı tarihsel katmanlarla ilişkili iki mekânsal dil bulunuyor.

Güçlü bir aks, her zaman en baskın yol mudur?

Peyzaj tasarımında aks, çoğu zaman yönlendirme ve görsel düzen kurmak için kullanılır. Ancak bir aksın varlığıyla onun fiziksel olarak bir yürüyüş yoluna dönüşmesi aynı şey değildir.

Rivalta’nın tarihî Belvedere’si bu ayrımı anlamak açısından önemli.

Parkın uzak ucunda bulunan yarım daire biçimindeki Belvedere, 18. yüzyıl düzeninin perspektif sonlandırıcısıydı. Çağdaş projede de parkın tamamını gözlemlemeye imkân veren bir nokta olarak korunuyor.

Bu ilişkiyi düşündüğümde ana aksın mutlaka daha geniş bir yol, yeni bir bitki dizisi veya belirgin bir sert zeminle güçlendirilmesi gerekmediği sonucuna yaklaşıyorum.

Bazen iki mekân arasındaki görsel bağlantının korunması, bu doğrultunun okunması için yeterli olabilir.

Burada tasarımcının vereceği asıl karar, hangi görüşün baskın olması gerektiği ve hangilerinin ziyaretçi hareket ettikçe keşfedilmesinin istendiğidir.

Bu iki yaklaşım arasındaki farkı başka tarihî bahçelerde de görebiliyoruz.

Caserta ve Venaria: Perspektife iki farklı yaklaşım

Reggia di Caserta’da ana aks çok güçlü bir görsel organizasyon oluşturuyor.

Sarayın merkezî geçişinden başlayan perspektif, su öğeleri ve anıtsal çeşmeler boyunca devam ediyor. Mimari ile peyzaj, aynı doğrultuda birbirini güçlendiren bir kompozisyonun parçaları.

Burada ziyaretçinin bakışı belirli bir yöne taşınıyor. Görüşün sürekliliği, mekânın anıtsal karakterini oluşturan temel araçlardan biri.

Venaria Reale’deki Giuseppe Penone tarafından tasarlanan Giardino delle Sculture Fluide ise farklı bir deneyim öneriyor.

Tarihî geometrinin düzenlediği bahçe bölümleri, bitkisel sınırlar ve sanat eserleri aracılığıyla birbirinden ayrılıyor. Bazı görüşler bilinçli olarak kesiliyor ve ziyaretçi bütün kompozisyonu tek noktadan görmek yerine mekânları sırayla keşfediyor.

Biri sürekli perspektifin gücünü kullanırken, diğeri görüşün sınırlandırılmasıyla mekânsal merak oluşturuyor.

Rivalta ise benim için bu iki yaklaşım arasında farklı bir olasılığı gösteriyor: Tarihî aksın varlığını korurken ziyaretçiye alternatif hareket ve görüş yönleri sunmak.

Buradan çıkardığım ders, tek bir perspektif yönteminin her projeye uygulanamayacağı.

Rivalta’yı ben tasarlıyor olsaydım

Projeyi değerlendirirken ilk önerim tarihî ana aksın görsel etkisini artırmak olurdu.

Ancak ayrıntıları öğrendikçe bu düşünceyi değiştirdim.

Bugün aynı alan üzerinde çalışıyor olsaydım, yeni bitkisel sınırlar veya yollar eklemeden önce mevcut perspektif ilişkilerini incelemeyi tercih ederdim.

Özellikle üç noktaya bakardım: formal parterre’den merkezî çayıra geçiş, diyagonal yolların pergolalarla kesiştiği noktalar ve Belvedere’den parka yönelen görüş.

Bu noktaların her birinde aynı tasarım müdahalesinin gerekli olduğunu düşünmüyorum.

Bazı perspektiflerin açık bırakılması değerli olabilir. Bazılarında ise mevcut bitki yüksekliklerinin, çayır biçim sınırlarının veya pergolaların görüş içindeki etkisinin değerlendirilmesi farklı bir mekânsal deneyim sağlayabilir.

Burada yeni bitkiler eklemek tek seçenek değil. Bitkisel kompozisyonun zamanla değişmesi ve mevsimsel bakım kararları da görsel algının parçası.

Elbette böyle bir müdahale yalnızca fotoğraflara bakılarak kararlaştırılamaz. Tarihî izler, korunan ağaçlar, çayırın ekolojik işlevi, bakım gereksinimleri ve insan göz hizasındaki gerçek görüşler birlikte incelenmeli.

Belki de yapılacak araştırma, mevcut tasarımın değiştirilmesine hiç gerek olmadığını gösterecektir.

Benim için önemli olan, alternatif bir tasarım önerisinin mutlaka yeni bir fiziksel eleman üretmek zorunda olmaması.

Geometriyi korumak mı, anlamını korumak mı?

ICOMOS’un Floransa Tüzüğü, tarihî bahçeleri yaşayan peyzaj bütünleri olarak değerlendiriyor. Koruma yaklaşımında plan ve topografyanın yanında bitkiler, yapısal öğeler, su ve bahçenin zaman içindeki gelişimi de önem taşıyor.

Bu bakış, Rivalta gibi projelerde neden yalnızca eski geometrinin tekrar edilmesinin yeterli olmayabileceğini anlamamıza yardımcı oluyor.

Bir bahçenin tarihsel kimliğini korumak, onun geçmişteki görünümünü değişmeden sürdürmek anlamına gelmeyebilir. Bazen daha önemli olan, mevcut izleri anlayarak yeni müdahalelerin bu izlerle nasıl ilişki kuracağını belirlemek.

Rivalta’dan öğrendiğim en önemli tasarım ilkesi bu.

Geometri yalnızca çizgilerin düzeni değildir. Görüşleri, hareketi, mekânsal hiyerarşiyi ve bir peyzajın farklı dönemlerinin nasıl algılandığını da belirler.

Ve iyi bir çağdaş müdahale, bütün bu ilişkileri daha baskın hâle getirmekten çok, hangilerinin korunmaya, hangilerinin yeniden yorumlanmaya değer olduğunu anlamakla başlayabilir.

Kaynaklar

Fotoğraf: AlbyCsaba / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0).